azaza

Yemek ve Kültür Dergisi

   ANA SAYFA   SON SAYI   ESKİ SAYILAR   ABONELİK   ONLINE SATIŞ   HAKKIMIZDA   ÇİYA YAYINLARI   YARDIM   İLETİŞİM   
Çiya
49. Sayı Sonbahar 2017
49. Sayı Sonbahar 2017
48. Sayı Yaz 2017
48. Sayı Yaz 2017
47. Sayı İlkbahar 2017
47. Sayı İlkbahar 2017
46. Sayı Kış 2017
46. Sayı Kış 2017
45. Sayı Sonbahar 2016
45. Sayı Sonbahar 2016


Keşkek, Ağzımızın Bayram Tadı

Musa Dağdeviren

Bugüne kadar yemek kültürlerini yaşatan ve katkılarını bizden esirgemeyen Yazıköylülere...

Öncelikle keşkekle ilgili ülkemizdeki değişik tanımlamalardan birkaç örnek vermekte yarar var. Karşımıza ilginç tanımlarla çıkanlar, bu tanımları yapan ve kullananlar her zaman olduğu gibi yine iş başında. Yeme, içme kültürünü yaymak ve yaşatmak adı altında hep de o aynı sevecen üslûpla karşımıza dikiliyorlar. Biraz daha ileri gidersek, dilbilimciler ve tarihçiler, Anadolu uzmanı olarak çıkıverirler karşımıza. Örneğin, biri keşkek Ermenice’den gelir der, diğeri keşkeğin Orta Asya'dan geldiğini iddia eder, öteki Farsça’dan, bir başkası Kürtçe’den, Rumca’dan geldiğini iddia eder. Hatta Eski Çağ'a, Orta Çağ'a, Yeni Çağ'a kadar uzar gider... Benim üzüldüğüm, aslında konunun uzmanlığıyla alakası olmayan insanların birden dilbilimci, filolog, tarihçi, etimolog kesilmeleri. Yıllardan beri kendi kayıtlarımızı oluşturamamamız bunlardan dolayı mı dersiniz? Memleketin, içini boşaltmak için çaba mı harcanıyor? Sadece rant için mi harcanıyor bu çabalar? Anadolu yemek kültürü şöyledir, Osmanlı mutfağı böyle zengindir diyenlerin sözlerinin içi ne kadar dolu ya da boş? Şöyle bir geriye çekilip coğrafyamızı süzmekte yarar olduğunu düşünüyorum. Ülkemizde yeme, içme alanında çeşitli etkinlikler düzenleniyor; bunların bize nasıl bir katkısı oluyor acaba? Kalıcılar azınlıkta, onların birikimleri göz ardı ediliyor ve piyasada sahteler dem tutuyor. Gerçekten özgün olan şeylerin özgünlük adı altında bitirildiğine inanıyorum. İnsanlarımızı evlerinden, yemeğinden ettiler, Anadolu yemeği, yerli tohum, kültürümüzü koruyalım diyerek; güveçten bakıra, tandırdan taş fırına, kavurmadan tereyağına, kuru etten pastırmamıza, pekmezden sucuğumuza kadar uzanan eller, bunu yaparken hep “Geleneğimizi yaşatalım, her şey paylaştıkça artar” diyor. Kimi topluluklar var ki cehennemi cennete çevirir, kimileri ise cenneti cehenneme…  Yazının Devamı İçin…

Devamı...

Makalenin yayınlandığı dergi:
12. Sayı İlkbahar 2008
12. Sayı İlkbahar 2008

 


Çiya
Diller
Türkçe      İngilizce     
Duyurular
Melceü’t-Tabbâhîn - 2016-12-08 13:12:32
Mehmet Kâmil'in Melceü’t-Tabbâhîn'i günümüz Türkçesiyle okurlarına kavuştu.

YemekveKültür - 2016-09-02 11:02:56
YemekveKültür dergisini; D&R, Remzi, Gergedan, Pandora, Eren Kitap, Turhan (Ankara), Yakın (İzmir), Pusula, Artı (İzmir), Arkeoloji ve Sanat, İmge ve daha birçok kitabevinden temin edebilirsiniz. Ayrıca bu sayıdan itibaren Dost Kitabevi (Ankara), İnkılâp Kitabevi’nin Ataşehir, Acarkent, Metroport, Balçova (İzmir) şubelerinde de okurlarımızla buluşuyoruz.

Sepetim
Sepetinizde şu anda ürün bulunmamaktadır.
Çiya Yayınları
Melceü’t-Tabbâhîn (Aşçıların Sığınağı) Karton kapak

Melceü’t-Tabbâhîn (Aşçıların Sığınağı) Karton kapak



Mutfaktaki Felsefe

Mutfaktaki Felsefe



Yemek

Yemek




Gizlilik Politikası   |   Garanti ve İade Şartları   |   Sipariş ve Teslimat Şartları

Copyright © 2018 Yemek ve Kültür Dergisi
Powered by webarthome